YAŞASIN ENTROPİ

Melih Birsin Blog @TR, Uncategorized Leave a Comment

[vc_section][vc_row inner_container=”true” padding_top=”60″ padding_bottom=”60″ bg_image=”1393″ bg_video=”” class=”” style=””][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/1″]

Yaşasın Entropi !

Termodinamik enerjiyi ve enerji dönüşümlerini

İnceleyen bilim dalı olarak tanımlayabiliriz.



[/vc_column][/vc_row][/vc_section][vc_row padding_top=”0px” padding_bottom=”0px”][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/1″]

Termodinamik enerjiyi ve enerji dönüşümlerini inceleyen bilim dalı olarak tanımlayabiliriz. Ve bu bilim dalı, verimli enerji-etkin enerji gibi kavramların tartışılıp çalışmaların yapılıp geliştirildiği günümüz dünyasında, en küçük olaylar silsilesinde bile bile göz ardı etmememiz gereken başlıkların altında yer alıyor.

Çoğu bilim dalında olduğu gibi termodinamik de bazı yasalar çerçevesinde şekilleniyor ve ben bu yasalardan ilk ikisinin anlam bütünlüğü üzerinde duracağım.

Bu yasaların birincisi ‘enerji korunum ilkesi’ olarak karşımıza çıkıyor. (Not: Birinci yasanın aslında ilk yasa olmadığını belirtmem gerekiyor, bir de sıfırıncı yasa var. J) Bu ilkeye göre genel anlamda, bir etkileşim sırasında enerjinin biçim değiştirebileceğini fakat toplam miktarın daima sabit kalacağını belirtir. Yani enerjinin hiçbir şekilde yoktan var edilemez olduğu ve yok edilemez oluşudur.

Termodinamiğin ikinci yasası da enerjinin niceliğinin yanında niteliğinin de değer kazandığıdır. Bu yasa da bize enerjinin farklı bir enerji biçimine dönüşmesi sırasında niteliğinin azaldığını söyler. Entropi kavramını da beraberinde getiren bu yasa tüm doğamızı şekillendirir.


[/vc_column][/vc_row][vc_section][vc_row inner_container=”true” no_margin=”true” padding_top=”0px” padding_bottom=”0px” border=”none” bg_video=”” class=”” style=””][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/2″][/vc_column][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/2″]

Entropi, düzensizliği ölçüsü olarak anlamlandırılabiliriz ve düzensizlik ise geriye dönülemez bir şekilde doğada sürekli artar. Buna neden olan tersinmezlikler, bize faydasız enerji olarak yansırlar.

Evrendeki faydalı iş yapabilecek enerji sürekli azalıyor.
Buna bir kaç örnek vermek gerekirse:

– Sıcak bir kahvenin soğuması. Kahveyi tekrar ısıtıp istediğiniz sıcaklığa çıkarabilirsiniz, fakat ilk kaybedilen ısıyı kahveyi tekrar ısıtmak için kullanamazsınız.

– Ya da aynı 1000 kitaba sahip iki farklı kütüphane düşünün. Birisinde kitaplar rastgele dizilmiş bir şekilde, diğerinde ise konusuna veya yazar ismine göre dizilmiş olsun. İlk kütüphanede kitap aramak oldukça zahmetli olacaktır. İkinci düzenli kütüphane diğerine nazaran daha düşük entropiye sahiptir diyebiliriz.

[/vc_column][/vc_row][vc_row inner_container=”true” padding_top=”%10″ padding_bottom=”0px” bg_video=”” class=”” style=””][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/1″]

Entropi kadar talepleriniz de sürekli artacaktır. Bu doğal bir süreç. Fakat bu artan talepleriniz karşısında sisteminiz size ne kadar yanıt verebiliyor? Ne kadarı revizeye uygun ya da ne kadarı modüler. Entropi büyüklüklerinizi düşürmenin yanında yakın tutmaya da çalışın. Kendi iç sistemleriniz arası büyük entropi farklılıkları verimsizliğe götürür. Bunun önüne geçmek için iç dinamiklerinizi iyi gözlemleyip, en uygun tersinmezlik kavramlarını tespit edip kaynaklarınızı doğru kanallara aktarmalısınız.

Verimli sistemler düşük entropide çalışırlar. Eğer yapınız talepleriniz karşısında istediğiniz sonuçları alamıyorsanız çözüm ortaklarınıza başvurabilirsiniz. Alanında uzman kişilerce teknik destek alarak, proje içeriğini detaylandırıp genişletebilirsiniz.Daha modüler, değişime her zaman açık esnek sistemlerle geri İdeal yerleşim planları oluşturulup, uygun malzeme seçimi, etkin tasarım ve doğru teknolojiyle taleplerinizi daha nitelikli yapabilirsiniz. dönüştürülemeyen enerji kayıplarınızı düşürüp veriminizi arttırabilirsiniz.

Matematik ve mühendislik alanındaki çalışmalarda ilk olarak sistemin sınırları belirlenir. Daha sonra sistem içerisindeki sabit ve değişkenleri tanımlanır. Sorunun çözümü bu etkenler üzerinden şekillenir. Örneğin sizin için normal şartlarda bulunan 80°C‘deki bir bardak suyun; bardak, oda veya ev içindeki ısıl değişimi mi önemli buna karar vermek gerekiyor. Çünkü bakıldığında 3 sistemde entropi değişimi sınır bardak olarak kabul edildiğinde büyük fakat ev seçildiğinde diğerlerine nazaran çok küçük olacaktır.

[/vc_column][/vc_row][vc_row inner_container=”true” padding_top=”0px” padding_bottom=”0px” bg_video=”” class=”” style=””][vc_column fade_animation_offset=”45px” width=”1/2″][/vc_column][vc_column parallax=”content-moving-fade” parallax_image=”1398″ fade_animation_offset=”45px” width=”1/2″ id=”” class=”” style=””]

Karmaşık ve zamansız üretim yerine, daha yalın ve zamanında üretim piyasa rekabetinde avantaj getirecektir. Üretim bantlarındaki süreçlerin olasılık dağılımları arasındaki farkları düşük seviyede tutup sistem içerisindeki entropiyi uygun seviyede tutmak mümkündür. Olasılık sayısını düşürdükçe daha güvenilir ve ölçülebilir veriler elde edilecek ve çözüme ulaşmak hem daha basit hem de daha kolay olacaktır. Bir sistem ne kadar mükemmel olursa olsun, yapısına kontrol (izlenebilirlik) ve düzeltme mekanizmaları konulmaz ise zaman içinde sistemin bozulması kaçınılmazdır.

Mikro âlemde bu kadar etkin bir mühendislik yasasının makro âlem, üretim tesisleri, yönetim sistemleri, psikoloji, mimarlık ve sanat gibi sayamayacağımız birçok farklı alana etki etmemesi olanaksızdır. Ünlü astrofizikçi Sir Arthur Eddington entropinin, “tüm evrenin en üstün metafizik yasası” olduğunu belirtir.

Evrenimizin işleyişi bu şekildeyken entropi kavramını olumsuz bir kavram olarak algılamak yerine, onu anlayıp doğru tespitlerle en etkin nitelikli yapı için yolları aramak gereklidir.

[/vc_column][/vc_row][/vc_section]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir